Hilâfet veya halifelik (Arapçaخلافة); İslam coğrafyasında, dünyanın diğer bölgelerindeki krallık, hanlık, çarlık, imparatorluk ve şahlık gibi makamlara eş değer olarak kurulmuş bir devlet başkanlığı makamıdır. 632'de ölen İslam peygamberi Muhammed'in kurduğu İslam Devleti'nin liderliğini sürdüren hükümdarlar; "kral", "çar" veya "imparator" gibi bir ünvan olan "halife" (Arapçaخليفة) ünvanını kullanmışlardır.

Muhammed'in ölümünden sonra İslam Devleti'ni devam ettiren ve Hulefâ-yi Râşidîn olarak anılan ilk dört halife (Ebû Bekir, Ömer, Osman, Ali), sahabenin önde gelenlerinin seçimi ve biat alma yoluyla; Emevî ve Abbâsî halifeleri ve halife ünvanını kullanan sonraki diğer hükümdarlar ise babadan oğula geçen veraset yoluyla bu göreve gelmişlerdir. 1453'te Osmanlı padişahı II. Mehmed, İstanbul'u fethederek Doğu Roma İmparatorluğu'nu yıktı ve "Roma İmparatoru" (Kayser-i Rûm) ünvanının yanında "halife" ünvanını da benimsedi. 1517'de I. Selim, Ridâniye Muharebesi ile Kahire'deki Memlûk Devleti'ne son verdi ve İslam'ın kutsal şehirleri Mekke ve Medine'nin savunucusu oldu; bu da I. Selim'in Müslüman dünyasındaki halifelik iddiasını daha da güçlendirdi. Böylelikle Osmanlı hükümdarları; sultan, han ve şah gibi çok sayıdaki ünvanlarının yanına halife ünvanını da eklediler.

Halifelik makamının, başlangıçta tek bir toprak parçasından ibaret İslam Devleti'nin yönetim erkiyken sonradan Papalık benzeri ulusötesi otoriteye sahip dinî ve siyasi bir makam olarak algılanmaya başlayıp Sünnilerin veya "tüm dünya Müslümanlarının" temsilciliğine teşebbüs etmesi; Rus İmparatorluğu'nun Osmanlı İmparatorluğu'ndaki Ortodoksları himaye etmesini ve Osmanlıların da Kırım'daki Müslümanları himaye etmesini sağlayan 1774 Küçük Kaynarca Antlaşması ile başladı. Böylelikle 7. yüzyılda Arap coğrafyasının bir bölgesi olan Hicaz'da Muhammed'in liderliğini yürüttüğü İslam Devleti'nde yaşayan ve sayıları henüz milyonları bulmamış insanları yönetmek için kurulup 13. yüzyıla kadar sürekli genişleme eğilimi gösteren İslam İmparatorluğu'nun devlet başkanlığı makamı olan hilâfet; 1774 Küçük Kaynarca Antlaşması'ndan çok daha sonra, Sulu Sultanlığı'ndaki Müslümanlara Amerika Birleşik Devletleri yönetimini kabul ettiren II. Abdülhamid (1876–1909) ve bütün Müslümanları İtilaf Devletleri'ne karşı savaşa teşvik etmek için V. Mehmed Reşad'a cihat ilan ettiren İttihat ve Terakki (1913–1918) tarafından kıtalararası yetkiye sahip bir kurum veya ünvan gibi kullanılmak istendi; ancak bu girişimler Arap Ayaklanması (1916–1918) örneğindeki gibi başarısız oldu. 29 Ekim 1923'te Türkiye'de cumhuriyetin ilanıyla birlikte ülkenin devlet başkanlığı makamına kimin hangi ünvanla geçeceği sorunu çözüldü ve yaklaşık dört ay sonra, 3 Mart 1924'te ise eski rejimden kalan hilâfet makamı kaldırıldı.

Tarihte her Müslüman devletin bir halifeliği olmamıştır. İslam'ın Sünni kolu, devlet başkanı olarak bir halifenin Müslümanlar veya onların temsilcileri tarafından seçilmesi gerektiğini öngörür. Şiiler ise halifenin, Ehl-i Beyt'ten (Muhammed'in ailesi) seçilen bir imam olması gerektiğine inanırlar. Tarihteki bazı halifelikler, Fâtımî Halifeliği'ndeki (909–1171) gibi Şii Müslümanlar tarafından yönetilmiştir. 20. yüzyılın sonlarından 21. yüzyılın başlarına doğru, Terörizmle Savaş'ın ve Arap Baharı'nın ardından, çeşitli İslamcı terör grupları halifelik iddiasında bulunmuştur; ancak bu iddialar Müslümanlar arasında geniş ölçüde reddedilmiştir.

Terminoloji

Etimolojik olarak "halife" kelimesi, half (arka) kökünden türetilen ve "birinin ardından gelen, işini devam ettiren, makamını işgal eden, yerine geçen veya birini temsil eden" anlamlarına gelen bir kelimedir.

İslam öncesi Arabistan'da monarşiler, geleneksel olarak malik veya melik gibi semitik kökenli aynı kökten kelimelerle tanımlanırdı. "Halife" teriminin "Allah Resûlü'nün halifesi veya Resûlullah'ın ardılı" deyiminin zaman içinde kısaltılmışı olarak geliştiği düşünülse de, İslam öncesi döneme ilişkin çalışmalar deyimin İslam öncesinde de "Allah tarafından seçilmiş kişi, halef, vekil, temsilci" anlamlarında kullanıldığını göstermektedir. Kur'an'da ise birkaç yerde "temsilci" veya "hükümran" anlamında kullanılmıştır:

  • Hani Rabbin meleklere, "Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım" demişti. Onlar, "Biz seni övgü ile tesbih ederken ve senin kutsallığını dile getirip dururken, orada fesat çıkaracak ve kan dökecek birini mi yaratacaksın?" dediler. Allah da, "Şüphe yok ki, ben sizin bilmediklerinizi bilirim" buyurdu. (Bakara: 30)
  • Sizi yeryüzünün halifeleri kılan, size verdiği şeylerde sizi sınamak için kiminizi kiminizden derecelerle üstün kılan O'dur. Şüphesiz Rabbinin cezası çok çabuktur, yine şüphesiz O'nun bağışlaması ve rahmeti boldur. (En'âm: 165)
  • Sizi yeryüzünde halifeler yapan O'dur... (Fâtır: 39)
  • Ona dedik ki: "Ey Dâvûd! Biz seni yeryüzünde halife yaptık. Onun için insanlar arasında adaletle hükmet. Nefsin isteklerine uyma, sonra seni Allah'ın yolundan saptırır. Kuşkusuz, Allah'ın yolundan sapanlar için hesap gününü unutmaları sebebiyle çok ağır bir azap vardır." (Sâd: 26)

Müslümanlar arasında hilâfet yerine imamet, halife yerine ise emîr, emîr'ül-mü'minîn veya imam kelimeleri de kullanılmaktadır. Şii Müslümanlar imam ve imamet deyimini tercih etmektedirler.

Mezhepsel farklılıklar

Sünni mezhebine mensup Müslümanlar halifenin "şûra" adı verilen heyet tarafından yapılan seçimle başa gelmesini öngörürlerken, Şii mezhebine mensup Müslümanlar ise "imamet" ismini verdikleri makama seçilimin sadece Allah tarafından ve Ehl-i Beyt adı verilen seçkinler arasından yapılabileceğine inanırlar. Bu makam, Şiilikteki en büyük dinî ve manevi otoriteyi temsil eder.

Halifelik daha çok Müslümanların Sünni kanadının temsilcisi olarak kabul görülmüştür. Çünkü Şii tarafı, büyük ölçüde Sünni hilâfet yönetimi altında yaşasalar da halifeyi kabul etmemişlerdir. Şiilerin kabul ettiği imamet teokratik (dinsel) bir özellik taşımasına rağmen, halifelik büyük oranda dinî bir özellik taşımamıştır. Sünnilikte halife eleştirilebilir olmasına rağmen, Şiilikte imam eleştirilemez ve yanlışlanamaz bir makamda bulunur.

622–750 yılları arasında İslam Devleti'nin yayıldığı alanları gösteren harita.

Halife, ilk zamanlarda İslam toplumunda ileri gelenlerin seçimiyle başa gelmiş; sonrasında ise bu makam Emevîler ve Abbâsîlerden itibaren ailevi bir saltanat şeklini almıştır. Abbâsîler 10. yüzyılda zayıflayarak siyasi gücünü kaybetmiş olsa da, Muhammed'den miras kalan İslam Devleti'nin devlet başkanlığı olduğu için bu ünvanı korumuştur. Abbâsîler döneminde Bağdat'ta yaşayan halife; Hülâgû Han komutasındaki Moğolların 1258'de Bağdat'ı yağmalamaları sonucunda Mısır'a, yani Memlûk Devleti himayesine kaçmıştır. Bundan sonra Abbâsî soyuna mensup halifeler, Kahire'de Memlûk himayesi altında hüküm sürmüşlerdir. 1517 yılında Osmanlı padişahı I. Selim'in Mısır'ı fethedip Memlûk Devleti'ne son vermesiyle birlikte halifelik ünvanı Osmanlı Hanedanı'na geçmiştir ve 3 Mart 1924 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından kaldırılmıştır.

Sünni Müslümanlar ilk dört halifeyi "Hulefâ-yi Râşidîn" (doğru yolda olan, doğruya ve hakka sımsıkı sarılan halifeler) olarak adlandırır ve onlara bir tür kutsallık atfederler. Şii Müslümanlar ise ilk üç halifeyi Ehl-i Beyt'in hakkı olan makamın gaspçıları olarak görürler ve yalnızca dördüncü halife Ali'yi kutsallaştırırlar.

Hilâfet tarihi

Dört Halife dönemi

İslam öncesi Arap toplumundaki sosyal ve siyasal örgütleniş kabileler hâlindeydi. İslam, başlangıcından beri bu kabile düzenine ve kabile değerlerine karşı mücadele etti. Muhammed'in 632 yılındaki ölümünden sonra Arap toplumu, dağılıp kabile düzenine geri dönme tehlikesi ile karşı karşıya kaldı. Bu çözülmeyi önlemenin tek yolu, Muhammed'in ardılını seçerek iç çatışmaların önüne geçilmesi ve bütünlüğün sağlanmasıydı.[kaynak belirtilmeli]

İlk halife seçilen Ebû Bekir, İslam'a göre sahte peygamber addedilen kimselerle mücadele ederek içeride birliği sağladı ve Arapların eski düzene geri dönmesinin önüne geçti. Ayrıca, daha önce kabileler arası savaşlarda harcanan ve Arap toplumuna zarar veren enerjiyi dışarıya doğru, yani komşu Bizans ve Sasani imparatorlukları üzerine çevirerek İslam toplumunun fetih ve cihat amacında birleşmesini sağladı. Söz konusu bu iki güç; birbirleriyle uzun süren savaşlarda sıklıkla şiddetli çatışmalara girmiş, kendi kaynaklarını tüketmiş ve mutlak güç peşinde koşarken Orta Doğu'da yaşayan Arap kabilelerini ağır derecede baskı altına almıştı. Bunu göz önünde bulunduran Ebû Bekir'in emriyle Hâlid bin Velîd önderliğindeki Müslüman orduları, Sasanilerin kontrolü altındaki Irak topraklarının büyük bölümünü ele geçirdiler.

Ebû Bekir'den sonra gelen Halife Ömer ise bir yandan dış fetihlere (Mısır, Kudüs, İran, Horasan) devam ederek Arap dünyasının bölünmesini engelledi, bir yandan da örgütlenmesini geliştirdi. Müslüman Arap toplumu, Ömer döneminde devlet hâlini aldı. İslami siyasi yapılanmanın ilk düzenli örnekleri de Ömer döneminde görüldü. Müslümanların bu dönemde İran'ın içlerine girmeleri, orada hüküm süren ateşperest Sasani İmparatorluğu'nun yıkılış sürecine girmesiyle sonuçlandı. Bizans ordularına karşı da başarılı muharebeler yapıldı. 633'te İran'ın fethi başlayıp ilerledi; 637'de Kudüs, 638'de Suriye, 639–641'de Mezopotamya ve 642'de Mısır ele geçirildi. Ömer'in 644 yılında Fars bir köle tarafından suikastla öldürülmesinden sonra halifelik makamına Emevî ailesinden Osman getirildi.

Üçüncü halife Osman döneminin ilk yarısında fetihler aynı hızda devam etti ve İslam dünyası ilk kez denizlerde kendini göstermeye başladı. Bu dönemde İran'ın fethi tamamlandı, Kuzey Afrika'nın tamamına yakını ile Kafkaslar ve Kıbrıs ele geçirildi. Fakat Ebû Bekir ve Ömer döneminde bastırılan kabile çekişmeleri, Osman döneminde tekrar yüzeye çıkmaya başladı. Emevî ailesinden gelen Osman'ın kendi kabilesinden olanlara devlet görevlerinde ayrıcalıklar tanıması, yüzeye çıkan bu çatışmaların sonucuydu. Osman'ın bu davranışı, İslam dünyasını bölecek olan olayların ilk tohumunu attı. Nitekim bu ayrılık İslam'daki siyasi mezheplerin ortaya çıkışına neden oldu. Kısa zamanda meyvesini veren bu ayrılık tohumları, Osman'ın hilâfetinin kanlı bitmesine yol açtı. Kendi iktidarına karşı Kûfe'de başlayan isyan dalgası, zamanla Mısır ve Basra'ya da sıçradı. Osman, 656 yılında bir grup isyancının Medine'deki evine yaptığı saldırı sonucunda öldürüldü. Saldırıyı yapanın kim olduğu üzerinde kesinlik olmadığı hâlde, bu cinayetin İslam dünyasındaki karışıklıkların ve mezhep ayrılıklarının kapısını araladığı kesindir.

Sonraki halife Ali döneminde, temeli İslam öncesi kabile çatışmalarına (başta Emevî–Hâşimî rekabeti olmak üzere) kadar uzanan iç karışıklıklar daha da büyüdü. Başta Muâviye bin Ebû Süfyân olmak üzere Osman'ın kabilesinden olan akrabaları adalet talep ettiler. Aynı talepler, Muhammed'in dul eşi Aişe ve Talha ile Zübeyr gibi birkaç mühim Müslümanca da ileri sürüldü. Talha ve Zübeyr'in desteğini arkasına alan Aişe, Osman'ın intikamını almak için Ali'ye karşı bir ordu kurdu ve bu ordunun başında Basra'ya doğru ilerledi; ancak Cemel Muharebesi'nde (8 Aralık 656) Ali'ye yenilip Medine'ye gönderildi. Bundan sonra Ali, hedefini Suriye valisi Muâviye'ye yöneltti. Hilâfet rekabeti, Muâviye taraftarları ile Ali taraftarları arasında 657'de savaşa neden oldu. Savaş meydanında Ali'nin askerleri galip gelse de, sonrasında yapılan görüşmelerde Ali bu üstünlüğü kaybetti. 661 yılında Ali, Hâricî suikastçı İbn Mülcem tarafından bir sabah namazı sırasında zehirli hançerle öldürüldü. Muâviye ise, bir diğer Hâricînin eş zamanlı suikastından yaralı olarak kurtuldu. Ali'nin ölümünden sonra hilâfet, Muâviye'nin liderliğindeki Emevî ailesi tarafından ele geçirildi.

Emevî ve Abbâsî dönemleri

Ali'nin öldürülmesi, Emevîlerin hilâfeti elde etmeleri için önlerinde bir engel kalmadığını gösteriyordu. Ali'nin büyük oğlu Hasan'ın halifelikten çekilmesi ve küçük oğlu Hüseyin'in Kerbela'da öldürülmesi (680) ile iktidar tamamen Muâviye ve Emevî ailesine geçti. Fakat muhalefeti yok edememişlerdi, başta Irak ve Horasan olmak üzere birçok yerde Muâviye'nin hilâfetini meşru bulmayanlar vardı. Bu kişilerden biri, Muhammed'in eşi Aişe'nin yeğeni Abdullah bin Zübeyr idi. Abdullah, 684'te Emevî Halifeliği'ne karşı bir isyan başlattı ve Mekke'de halife ilan edildi; ancak Haccâc bin Yûsuf es-Sekafî komutasındaki altı aylık bir kuşatmanın ardından 692'de yenildi ve orada öldürüldü.

Muâviye ile birlikte hilâfet, Roma geleneğine dayalı bir veraset anlayışına dayandırıldı. Böylece hilâfet, bir saltanat hâlini aldı.

Emevîler döneminde İslam toplumu, Arap İmparatorluğu biçimini aldı. Devlet örgütlenmesi, Bizans ve İran modellerinden etkilenerek yapıldı ve başarılı, etkili bir bürokrasi kuruldu. Bu dönemde hilâfet, tamamıyla siyasi önderlik biçimini korudu ve Abbâsîler iktidara gelinceye kadar devlet başkanlığına gölge düşürmeme amacını güden "ruhani önderlik" görünümüne sahip olmadı.

Emevîler iktidara kanlı çıkmıştı, inişleri de benzer şekilde oldu. Emevî karşıtı Şii ve Hâricî muhalefet, Emevîlerin sonunu getirdi. Emevîler 750 yılında Abbâsîlerin düzenlediği ihtilâl sonucunda devrilip İslam Devleti'nin yönetimini Abbâsîlere kaptırsalar da, Emevî Hanedanı bugünkü İspanya topraklarına kaçarak orada devam etti.

Abbâsîler döneminde hilâfet, devlet başkanlığı yani siyasi önderlik konumunu ve monarşik yapısını korudu. Ama siyasi otoritenin kaybedilmesi üzerine halife "ruhani önder" görünümüyle varlığını sürdürdü. Abbâsîler döneminde ordunun büyük bölümünü oluşturan Türkler, devlet yönetiminde etkili oldular ve uzun vadede halifenin siyasi otoritesinin çöküşünü hazırladılar. 10. yüzyıla gelindiğinde Abbâsî halifesi, Irak dışındaki topraklarda yönetimi, çoğu Türk kökenli yerel komutanlara ve valilere kaptırmıştı. 945'te Şii Büveyhîlerin Bağdat'ı ele geçirmesi, halifelik makamının siyasi otoritesinin sonunu getirdi. Bu tarihten sonra halife sadece ruhani önder olarak devam etti. Halifenin tek siyasi gücü, menşur vererek Müslüman liderlerin hükümdarlığını onaylamaktı.

Moğolların 1258 yılında Bağdat'ı alması; halifenin Mısır'a, Memlûk himayesine kaçmasına yol açtı. Aslında Moğolların tek yaptığı, çoktan işlevini yitirmiş bir makamı ortadan kaldırmak oldu. Abbâsî hilâfeti, Irak dışındaki etkin gücünü yaklaşık 920'de kaybetmişti.

Abbâsîlere paralel halifelikler

  1. Fâtımî Halifeliği (909-1171)
  2. Endülüs Emevî Halifeliği (929-1031)
  3. Muvahhid Halifeliği (1147-1269)

Memlûk himayesi dönemi

Hilâfet, 1258'de Bağdat'ın düşmesinden 1517'de Osmanlıların Mısır'ı ele geçirmesine kadar Kahire'de Memlûk himayesinde varlığını sürdürdü. Bu dönemde halife, hiçbir siyasi yetkiye sahip değildi. Dinî törenlerde protokolde bulunmasının yanında hiçbir etkisi olmadı.

Osmanlı himayesi dönemi

I. Selim önderliğindeki Mısır Seferi'ni betimleyen bir resim.

Osmanlı Devleti'nin büyüme döneminde, Osmanlı yöneticileri I. Murad'ın 1362'de Edirne'yi fethinden itibaren hilafet makamında hak iddia ettiler. Daha sonra I. Selim, Müslüman yurtları fethetmek ve birleştirmek suretiyle, Mekke ve Medine kentlerinin savunucusu olmasıyla Osmanlıların halifelik iddiasını daha da güçlendirdi. Nihayetinde halifelik makamı 1517'de Osmanlıların eline geçti. Böylelikle Güneydoğu Avrupa'dan Orta Doğu'ya kadar geniş bir coğrafyada hüküm süren Osmanlı Devleti, 17. yüzyıla kadar dünyanın önemli siyasi güçlerinden biri olarak kaldı.

Vestfalya Barışı ve Sanayi Devrimi ile güçlenen Avrupalı güçler yeniden toparlandı ve Osmanlı hâkimiyetine meydan okudu. Büyük ölçüde zayıf liderlik, arkaik siyasi normlar ve Avrupa'daki teknolojik ilerlemeye ayak uyduramama nedeniyle Osmanlı İmparatorluğu, Avrupa'nın yeniden dirilişine etkili bir şekilde yanıt veremedi ve önde gelen bir büyük güç olma konumunu yavaş yavaş kaybetti.

Halife ünvanının siyaseten ilk özel kullanımı, Osmanlıların Osmanlı İmparatorluğu yönetimi altında yaşayan Ortodoks Hristiyanları korumaları gerektiğini ilan eden Ruslara, Rusya'da yaşayan Müslümanlar hakkında benzer bir iddiada bulunarak karşı koyma ihtiyacı duydukları 1774 yılına kadar gerçekleşmeyecektir. İngilizler, Osmanlı'nın halifelik iddiasını nazikçe onaylayacak ve Osmanlı halifesinin Britanya Hindistanı'nda yaşayan Müslümanlara İngiliz hükûmetine itaat etmeleri için emir vermesini sağlayacaktı.

İngiliz hükûmeti, Britanya Hindistanı'ndaki Müslümanlar arasında Osmanlıların İslam Halifeliği olduğu görüşünü destekledi ve Osmanlı padişahları da Hindistan Müslümanlarına İngiliz yönetimini desteklemelerini öğütleyen bildiriler yayımlayarak İngilizlere yardımcı oldular; bu bildiriler III. Selim ve Abdülmecid tarafından yayımlandı.

1899'da II. Abdülhamid, Amerika Birleşik Devletleri hükûmetinden gelen bir talebi kabul etti ve halife olarak dinî otoritesini kullanarak Sulu Sultanlığı'na (bugünkü Güney Filipinler ve Kuzeydoğu Malezya'da bulunan) sultanlığın direnişi durdurmasını ve Amerikan işgaline teslim olmasını emretti; Sulu Sultanı II. Cemalül Kiram, II. Abdülhamid'in emrine kulak verdi ve teslim oldu.

Osmanlı İmparatorluğu'nun 1914 yılında I. Dünya Savaşı'na katılmasıyla İttihat ve Terakki, V. Mehmed Reşad'a Halife sıfatıyla tüm Müslümanları topraklarına yönelik İtilaf tecavüzüne karşı direnmeye çağıran bir cihat ilan ettirmiş olsa da, bu çağrının geri dönüşü büyük ölçüde olumsuz olmuştur. 1918'de savaşın yenilgiyle sona ermesi üzerine İttihatçı hükûmet topluca istifa etti ve Enver Paşa, Talat Paşa ve Cemal Paşa Türkiye'den kaçtı. Kardeşi Mehmed Reşad'ın Temmuz ayında kalp krizinden ölmesinin ardından tahta çıkan VI. Mehmed Vahideddin ateşkesi kabul etti. Osmanlı'nın teslimiyetini resmîleştiren Mondros Mütarekesi 30 Ekim 1918'de HMS Agamemnon gemisinde imzalandı. İtilaf birlikleri kısa bir süre sonra İstanbul'a ulaşarak Padişah'ın sarayını işgal ettiler.

Osmanlı Hilafeti'nin son bulması, Batı Avrupa ile ilgili olarak yavaş bir güç erozyonu nedeniyle ve Osmanlı İmparatorluğu'nun Milletler Cemiyeti tarafından bölünmesi sonucu Osmanlı İmparatorluğu'nun sona ermesi nedeniyle gerçekleşti. Son Osmanlı halifesi Abdülmecid Efendi, bölünmeden sonra yaklaşık 1,5 yıl halifelik makamını sürdürdü, ancak Atatürk'ün laik reformları ve Osmanoğullarının 1924'te Türkiye Cumhuriyeti'nden sürgün edilmesiyle halifelik makamı kaldırıldı.

Osmanlılara paralel halifelikler

  1. Bornu Halifeliği (1472-1893)
  2. Yogyakarta Halifeliği (1755-2015)
  3. Sokoto Halifeliği (1804-1903)
  4. Takruri Krallığı (1848-1893)

Türkiye Cumhuriyeti denetimindeki dönem

Abdülmecid Efendi, Osmanlı Hanedanı'ndan olan son halifedir.

1 Kasım 1922'de saltanatın kaldırılması ile, Osmanlı hükümdarının elinden egemenlik hakları, devlet başkanlığı alındı. Siyasi güç tamamen Türkiye Büyük Millet Meclisindeydi. Tarihte Arap dini ve Arap siyasetiyle kaynaşan ve bir arada yürüyen hilafetin 7. yüzyıldan beri devam ettirilmek istenen İslam Devleti'nin devlet başkanlığı makamı olması ve ilerleyen yüzyıllarda Türkler dâhil Arap olmayan Müslüman halklar arasında da kutsal ve dokunulamaz bir şey olarak görülmesi nedeniyle, "Müslümanların lideri" veya "İslam'ın lideri" olarak algılanan bu makam, sadece "dinî başkanlık" olarak yeniden tanımlandı ve saltanatla beraber kaldırılamadı. Hükûmet, TBMM'nin seçtiği Halife Abdülmecid Efendi'den, sadece "Müslümanların Halifesi" (Halife-i Müslimin) ünvanını kullanmasını, gösterişli hareketlerde bulunmamasını istedi.

Saltanatın kaldırılmasından cumhuriyetin ilanına kadar geçen sürede bir devlet başkanlığı sorunu yaşandı. Başkanlığını Mustafa Kemal Paşa'nın yürüttüğü Meclis tarafından yönetilen Türkiye'de Ankara'daki siyasi erk tam yetkiliydi, ancak ne mutlak veya anayasal bir monarşi olduğu gibi ne de bir cumhuriyet vardı. Ülkenin resmî olarak devlet başkanı yoktu. Bazı politikacılar "hilafet aynı hükûmettir, hilafetin hukuk ve görevini iptal etmek hiç kimsenin, hiçbir meclisin elinde değildir" diyerek İstanbul'daki Halife'yi devlet başkanı yapmak istedi, ancak Ankara'daki hükûmet siyasi gücünü hiçbir şekilde başka bir makamla paylaşmadı. 29 Ekim 1923'te cumhuriyetin ilanıyla Mustafa Kemal Paşa Cumhurbaşkanı (Reis-i Cumhur) seçildi ve devlet başkanlığı sorunu sona erdi. Abdülmecid, halife seçildikten sonra kendisine verilen talimata aykırı olarak, Müslümanların Halifesi ünvanından başka sıfat ve ünvanlar taşıyarak Cumhuriyet hükûmetinin talimatı dışına çıktı. Bu durum halifelik makamı hakkında bir an önce önlem alınmasını gerektiriyordu. Fakat Mustafa Kemal Paşa'yı halifelik makamını kaldırmak için zorlayan önemli bir sebep, Türkiye'de gerçekleştirmeyi planladığı laik ve sekülarist karakterdeki reformları halife mevcut oldukça yapamayacağıydı.

Hilafetin kaldırılması

3 Mart 1924 tarihli, "Hilafetin İlgasına ve Hanedan-ı Osmaniye'nin Türkiye Cumhuriyeti Memalik-i Hariciyesine Çıkarılmasına Dair Kanun"la hilafet kaldırıldı. Böylece, yeni Türkiye önemli bir adım daha attı. Hilafetin kaldırıldığı 3 Mart 1924 günü, bir diğer kanunla da Şer'iyye ve Evkaf Vekâleti (Bakanlığı) kaldırıldı. Şer'iyye ve Evkaf Vekâleti'nin kaldırılması sonucu, bu vekâlet tarafından yönetilen okullar ve medreseler de kaldırıldı. Ayrıca aynı gün, Erkân-ı Harbiye-i Umûmiye Vekâleti de kaldırıldı. Böylece ordu-siyaset çatışmasının da önüne geçilmiş oldu. Tevhîd-i Tedrîsât Kanunu da o gün kabul edilmişti.

Türkiye'nin halifelik makamını kaldırmasından sonra ilan edilen halifelikler

  1. Şerifî Halifeliği (1924-1931)
  2. Anadolu Federe İslam Devleti: Türk medyasında Kara Ses, Alman medyasında Kalif von Köln (Köln Halifesi) ve Chomeini von Köln (Köln Humeynisi) denilmiş Cemalettin Kaplan'ın Köln'de bir spor salonunda ilan ettiği halifelik (1994-2001)
  3. Irak ve Şam İslam Devleti, resmî adıyla İslam Devleti (2014-2019)

Siyasi olmayan halifelikler

  1. Tasavvuf halifelikleri
  2. Ahmediye Halifeliği (1908-günümüz)

Ayrıca bakınız

Kaynakça

  1. ^ a b Finkel, Caroline (2005). Osman's Dream: The Story of the Ottoman Empire, 1300-1923. New York: Basic Books. p. 111. 978-0-465-02396-7.
  2. ^ a b Karpat, Kemal H. (2001). The Politicization of Islam: Reconstructing Identity, State, Faith, and Community in the Late Ottoman State. Oxford University Press. p. 235. 978-0-19-513618-0.
  3. ^ a b Yegar, Moshe (1 January 2002). Between Integration and Secession: The Muslim Communities of the Southern Philippines, Southern Thailand, and Western Burma/Myanmar. Lexington Books. p. 397. 978-0-7391-0356-2.
  4. ^ a b Mustafa Aksakal (2011). "'Holy War Made in Germany'? Ottoman Origins of the 1914 Jihad". War in History. 18 (2): 184-199. doi:10.1177/0968344510393596. ISSN 0968-3445. 13 Eylül 2021 tarihinde kaynağından arşivlendi13 Haziran 2022. 
  5. ^ Lewis (19 Kasım 2001). "The Revolt of Islam". The New Yorker. 4 Eylül 2014 tarihinde kaynağından arşivlendi28 Ağustos 2014. 
  6. ^ Hatred's Kingdom: How Saudi Arabia Supports the New Global Terrorism. First. Regnery Publishing. 2003. s. 24. 
  7. ^ a b Kadi, Wadad; Shahin, Aram A. (2013). "Caliph, caliphate". The Princeton Encyclopedia of Islamic Political Thought: 81-86. 
  8. ^ "Arşivlenmiş kopya" (PDF). 11 Temmuz 2012 tarihinde kaynağından (PDF) arşivlendi. Erişim tarihi: 19 Ocak 2015. 
  9. ^ Dictionary of Battles and Sieges: F-O 21 Nisan 2017 tarihinde Wayback Machine sitesinde arşivlendi. edited by Tony Jacques
  10. ^ "Islamic arts". Encyclopædia Britannica. 27 Mayıs 2015 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 2 Haziran 2022. 
  11. ^ Lambton, Ann; Lewis, Bernard (1995). The Cambridge History of Islam: The Indian sub-continent, South-East Asia, Africa and the Muslim west. 2. Cambridge University Press. s. 320. ISBN 9780521223102. 1 Eylül 2016 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 13 Mart 2015. 
  12. ^ "caliph – Islamic title". Encyclopædia Britannica. 3 Mayıs 2015 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 24 Ağustos 2019. 
  13. ^ a b M. Naeem Qureshi (1999). Pan-Islam in British Indian Politics: A Study of the Khilafat Movement, 1918–1924. BRILL. ss. 18-19. ISBN 90-04-11371-1. 
  14. ^ Nafi, Beşir (2016). "The Abolition of the caliphate: causes and consequences". The Different aspects of Islamic culture, v. 6, pt. I: Islam in the World today, Retrospective of the evolution of Islam and the Muslim world. UNESCO. s. 183. 
  15. ^ İdris Yücel, Fransız Belgelerinde Son Halife Abdülmecid ve Türkiye'de Hilafetin Kaldırılması, Atatürk Yolu Dergisi, Sayı 61, Güz 2017. 4 Şubat 2019 tarihinde Wayback Machine sitesinde arşivlendi.
  16. ^ Sazonov, Vladimir; Espak, Peeter; Mölder, Holger; Saumets, Andres (2020). Cultural Crossroads in the Middle East: The Historical, Cultural and Political Legacy of Intercultural Dialogue and Conflict from the Ancient Near East to the Present Day. University of Tartu Press. ISBN 978-9949-03-520-5. 
  17. ^ Bar, Shmuel (Ocak 2016). "The implications of the Caliphate". Comparative Strategy. 35 (1): 1-14. doi:10.1080/01495933.2016.1133994. ISSN 0149-5933. 

Konuyla ilgili yayınlar

  • Namık Sinan Turan, Hilafetin Tarihsel Gelişimi ve Kaldırılması, Altın Kitaplar - Kurtuluş Savaşı Kütüphanesi, I. Baskı
  • Ira M. Lapidus, İslam Toplumları Tarihi, İletişim Yayınevi
  • Mehmet Said Hatiboğlu, İslâm'da İlk Siyasi Kavmiyetçilik "Hilafetin Kureyşiliği", Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, c. XXIII (1978), Ankara
  • Mehmed Said Hatiboğlu, Hilafet Kureyşliliği, OTTO Yayınları, Ankara 2012.
  • Hasan Gümüşoğlu, İslam'da İmamet ve Hilafet (Doktora Tezi), Kayıhan Yayınları, İstanbul 1999 I. Baskı, 2011 II. Baskı
  • Hasan Gümüşoğlu, İntikalinden İlgasına Osmanlı'da Hilafet, Kayıhan Yayınları, İstanbul 2011, I. Baskı
  • İdris Yücel, Fransız Belgelerinde Son Halife Abdülmecid ve Türkiye'de Hilafetin Kaldırılması, Atatürk Yolu Dergisi, Sayı 61, Güz 2017. 4 Şubat 2019 tarihinde Wayback Machine sitesinde arşivlendi.

Dış bağlantılar